Ana içeriğe atla
Görsel
Ahmet Fazil Tamer'in fotografi

AVUKAT FAZIL AHMET TAMER İLE RÖPORTAJ

Son yıllarda İsviçre’de göçmenler aleyhine çıkarılan pek çok yasal düzenleme var.  Bu düzenlemeler bütün göçmenleri tehdit altında bırakırken, yaşamlarını alt üst edebilecek değişiklikler içeriyor. Bu nedenle bizleri birebir etkileyebilecek olan bu yasaların neler olduğunu ve bunlar karşısındaki yasal haklarımızı doğru kaynaklardan öğrenebilmek oldukça önem taşıyor. 

Bu yasaların kapsamını ve bunlarla karşı karşıya kalma durumunda neler yapabileceğimizi öğrenmek için  İsviçre İnsan Hakları Derneği yöneticisi ve hukukçu Fazıl Ahmet Tamer ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.


1 Ocak 2019 tarihi itibariyle Göçmenler ve Uyum Yasası yürürlüğe sokuldu. Bu yasa göçmenler için ne anlam ifade ediyor?

Göçmenlik olgusu İsviçre için önemli yer işgal etmekte. İsviçre istatistik kurumunun verdiği rakamlara göre 2019 yılında İsviçre’de yerleşik nüfusun % 25,3’ü yabancıdır. Yurtdışında doğanların oranı % 30,1’dir. Nüfusun 15 yaş üzerindeki kesiminin % 38’i göçmenlik geçmişine sahip. Bunun % 37’si ilk jenerasyon, % 7’si ise sonraki kuşaklara ait.

Böylesine yoğun bir göçmen nüfusuna sahip İsviçre’de 1 Ocak 2019'da İsviçre’de Federal Yabancılar ve Entegrasyon Yasası yürürlüğe girdi. 

Bu yasa daha önce sadece yabancılar yasası olarak adlandırılmıştı. Buna bir de entegrasyon eklendi ve sınırlı sayıda iyileştirmeler yanında kimi entegrasyon koşulları göçmenler için zorunlu hale getirildi.

İyileştirmeye örnek olarak geçici oturuma sahip F kimlikli yabancıların iş hayatına katılmalarını verebiliriz. Daha önce bu kişilerin işe alınmaları izne tabi iken bu koşul kaldırıldı ve diğer oturum hakkına sahip kişiler gibi işverenin yaptığı tek taraflı bildirimle çalışma imkanı getirildi.

Ancak esas olarak yasa ile göçmenlerin İsviçre’deki oturumlarını uzatma, oturum alma ve aile birleşimlerini gerçekleştirmede kısıtlamalar, yeni şartlar getirildi. Sorumluluk daha çok göçmenler üzerine yıkıldı ve kimlik statüsünün derecesinin düşürülmesi ve ülkeden sınır dışı edilmek, aile birleşimlerinin kabul edilmemesi gibi yaptırımlar getirildi.

Daha önce sürekli oturum anlamına gelen ve 15 yıllık sürenin ardından geri alınması neredeyse mümkün olmayan C oturumu basit bir idari kararla kaldırılabilecek hale getirilirken bunu elde etme kriterleri de ağırlaştırıldı.

Yasanın yeni haline göre göçmenlik dairelerinin takdirine göre belirlenecek göçmenler uyum sözleşmeleri imzalamaya zorlanabilecek, sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi durumunda uyum sağlamaya niyetli olmadığı farz edilebilecek, ardından yaptırımlara maruz kalması, oturum süresinin uzatılmaması mümkün olabilecektir. Uyum sözleşmeleri kantonlar tarafından gerekli görülürse 83/10. Maddeye göre geçici F oturumuna sahip kişilerle de yapılabilecektir.

Yasanın 58a maddesinde entegrasyon kriterleri somut olarak ifade edilmektedir. Bunlar:

Kamu güvenliği ve düzenine riayet. Bu özetle sürekli biçimde yasa ihlallerinin gerçekleştirilmemesi, kamu ve özel hukuktan kaynaklı borçların yerine getirilmesi şeklinde açıklanabilir.
İsviçre anayasasına saygı. Anayasadaki düşünce, toplanma, ifade özgürlüğü, inanç, vicdan özgürlüğü, yaşam hakkı, kadın erkek eşitliği gibi temel insan haklarına saygı olarak tanımlanabilir.
Dil yeterlilikleri. Dil yeterlilikleri federal konsey tarafından belirlenmektedir.
Ekonomik hayata katılım ya da bu amaçla eğitim. Yani sosyal yardım almadan çalışma ve ekonomik geçimini sağlayabilmek için eğitim alma zorunluluğu.

Bütün bu kriterler kötü kullanıma ve aşırı uygulamalara yol açabilecek niteliktedir. 

Göçmenler ekonomik hayatın elverişsizliklerinden, iş koşullarından, salgın hastalıklardan, kişisel sorunlardan vs. kaynaklı olarak borca girmeleri halinde bunun yaptırımı haksız bir şekilde yaşadığı ülkeden, yani İsviçre’den sınır dışı edilmek olabilir.

Aynı şekilde gösteri hakkının anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak engellenmesi nedeniyle bu hakkını fiilen kullanmak isteyen kişiler, aslında Anayasa’nın ve uluslararası sözleşmelerin ruhuna uygun hareket edenler tam tersi bir şekilde damgalanabilir ve sınır dışı edilmeleri için bu davranışları gerekçe olarak kullanılabilir.

Aile birleşimi için de artık dil seviyesi şartı konulmuştur. C, B, F oturumuna sahip kişilerin anavatandaki ya da üçüncü ülkelerdeki eşlerinin aile birleşimi için sözlü olarak A1 seviyesinde dil bilgisine sahip olması gerekmektedir. Yada bunun için bir dil kursuna kayıt yaptırmalıdırlar. Kurs parasını aile kendisi ödemelidir. Ayrıca kayıt ve ödeme kabul kararından önce yapılmalıdır. Başvuru kabul edilmese bile ödeme yapılıyor ve para iade edilmiyor. Fiiliyatta kayıt yapılması da her zaman yeterli olmayabiliyor. Yaş, hastalık, psikolojik durum vs. nedeniyle dil öğrenmede güçlük yaşayanların aile birleşimleri tehdit altındadır. Ayrıca temel bir hak olan aile kurma hakkının böylesi bir şarta bağlanması insan haklarına açıkça aykırıdır. 

İyi bir entegrasyon halinde C oturum izninin 5 yılda alınması mümkündür. Ancak bu halde B1 seviyesinde sözlü, A1 seviyesinde yazılı dil bilgisi gerekmektedir. Bu koşullar pratikte önemli engeller yaratabilmektedir.

Yeni yasaya göre on yıllardır İsviçre'de yaşayan, çalışan ve vergi ödeyen, hatta burada doğmuş veya çocukken İsviçre'ye gelmiş yabancı kişiler her ne sebeple olursa olsun (iş kaybı, kaza, hastalık, eşinden ayrılma, kötü şans) sosyal yardıma muhtaç hale geldiğinde, sosyal yardım aldığında İsviçre'den sınır dışı edilebilmektedir. 


Yaklaşık iki yıl geçti. Bu süreç içerisinde bu yasaya dayandırılarak yaşanmış somut örneklerle karşılaştınız mı? Uzun yıllardır İsviçre’de yaşayan C kimlikli yada uzun süredir iş bulamayan B kimlik sahibi göçmenlerin, ülkelerine geri gönderim bildirimleri aldığını duyuyoruz. Şimdiye kadar bu yasaya dayandırılarak geri gönderilen göçmen var mı?

Yasadan sonra somut örneklerle karşılaşıyoruz.

Örnek olarak uzun yıllardır İsviçre’de bulunan, sosyal yardımdan faydalanmak ile birlikte bir iki sene hariç zamanının tümünde sosyal kurumun önerdiği işlerde tam zamanlı ve disiplinli bir şekilde çalışan bir Türkiye vatandaşı hakkında sınır dışı kararı verilebildi. Bu kişi İsviçre’de kaldığı sürenin tamamına yakın bir süre içinde çalıştı ve bu ülkeye emeğini harcadı, değerler kazandırdı. Ancak doğrudan kendisine gelir getiren bir iş bulamadığı için hakkında sınır dışı kararı verildi. Davası halen devam eden bu kişi ilerlemiş yaşına rağmen sağlığını bozabilecek ağırlıkta işlerde çalışmak zorunda.

İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlem Kurumu’nun verdiği bir örnekte Polonya vatandaşı Miłosz ve Polonyalı eşi İsviçre'de C oturumu için başvuruda bulunduktan sonra yasadan kaynaklı anlamsız ve gereksiz zorlamalarla karşı karşıya kaldılar. Miłosz bir İsviçre üniversitesinde doktorasını yapan bir kişi ve dil sınavını geçtikten sonra kanton yargı makamlarına tercüman olarak kabul edilmiş. Eşi de kendi doktora tezini Almanca olarak yazmış ve İsviçre'de entegrasyon kursları yönetiyor. Yüksek dil seviyelerine rağmen, çiftin C kimliğini alabilmeleri için iki hafta içinde bir dil sınavına girmesi talep edilmiş. Çift bunun üzerine mesleki faaliyetlerine göre dil seviyelerini gösteren ek belgeler sunmuşlar. Ancak buna rağmen dosyalarının eksik olduğu ve dil sınavına girmezlerse başvurularının muhtemelen reddedileceği konusunda bilgilendirilmişler.

Aynı kurumun verdiği bir başka örnekteki kişi «Ardit» 20 yılı aşkın süredir İsviçre'de yaşıyor. Tıbbi rapora göre orta-ağır ve ağır işlerde yaklaşık 30 yıl çalıştıktan sonra kaza ve operasyonlar nedeniyle % 100 çalışamaz duruma gelmiş. Yine de, Ardit’e malullük maaşı bağlanmamış ve sosyal kurum tarafından desteklenmeye devam edilmektedir. Kanton göçmenlik makamı 2019 yılında, icralık borçları ve sosyal yardım alması nedeniyle entegrasyon kriterlerini artık karşılamadığına dair bir kararı kendisine bildirdi ve daimi ikamet izni olan C oturumunu iptal ederek statüsünü B’ye indirdi. Oturma izninin bir yıl sonra uzatılabilmesi için, Ardit’ in artık yeniden icraya verilmemesi gerekiyor. Mevcut borçlarını azaltmak ve bir iş bulmak zorunda. Aksi halde sınır dışı edilebilecek.

Göçmenler genelde ağır işlerde çalışmaktadır. Bu da onların hastalanmalarına, sakat kalmalarına neden olabilmektedir. İstatistiklere göre işgücü piyasasına giren göçmenlerin toplam % 77'si hizmet sektöründe,% 20'si sanayi, inşaat ve el sanatlarında ve % 3 kadarı da tarımda çalışmaktadır. Yabancıların çalıştığı hizmet sektörüne ait işyerleri genellikle en yoğun çalışmanın harcandığı lokantalar, kafeler vb. yerlerdir. Buralarda göçmenler son derece düşük ücretlerle ve aşırı çalışma temposu altında mesailerini harcamaktadırlar. Bu da onların sağlıkları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve çabuk yıpranmaları sonucunu doğurmaktadır.

SEM’in verdiği bilgilere göre 01.01.2019 – 31.10.2020 arasında 265 kişinin oturum statüsü C’den B’ye indirildi. Bunların 50’si Türkiye vatandaşı.

İsviçre Federal İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2019 yılında İsviçre’den ülkelerine geri gönderilmelerine karar verilenlerin toplam sayısı 1980. Bunların % 90’ı ceza yasasında ilgili maddeleri ihlal ettikleri gerekçesiyle sınır dışı kararına muhatap olmuşlar. Geriye kalan % 10 hakkında istatistiki bilgiye ulaşabilmek mümkün olmadı. Ama mutlaka bunlar arasında sosyal yardım aldıkları için entegrasyon koşullarına aykırı gelenler de bulunmaktadır. Türkiye kökenli topluluk içinde bize ulaşan bilgi bulunmamaktadır.


Böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir göçmenin itiraz hakkı gibi belli yasal hakları var mı?

Sınır dışı kararı ile karşı karşıya olan göçmenlerin itiraz hakları bulunmaktadır. Böyle bir karar verilmeden önce göçmenlik dairesinden bir uyarı gelmekte ve kişi hakkında ülkeyi terk etmesinin ya da C oturumunun B’ye indirilmesinin düşünüldüğü bildirilmektedir. Bu görüşe karşı göçmenler kendi görüşlerini bildirme ve açıklanan niyete karşı çıkma imkanına sahiptir. Karar yine olumsuz olursa bir üst makama idari itirazda bulunabilirler. Buradan da olumlu bir karar çıkmazsa idare mahkemesine dava açma hakları bulunmaktadır. Oradan da olumsuz karar çıkması halinde Federal Mahkemeye (Anayasa Mahkemesi niteliğinde), burada da istenen karar çıkmaması halinde AİHM ya da BM yargı kurumlarına başvuru imkanı vardır.

Sadece Göçmenler ve Uyum Yasası değil 2018 yılında vatandaşlık koşulları da sıkılaştırılmıştı. Son referandum da yine göçmenleri yakından ilgilendiren sosyal dedektiflik yasası onaylandı. Bu ve bunun gibi başka herhangi bir yeni yasal düzenleme var mı?

İsviçre’de göçmenlere ve mültecilere yönelik her zaman ağırlaştırıcı yasal öneriler gündeme getirilmekte ve bunların yasalaşması için uğraşılmaktadır. Özellikle sağ partiler bu konuda aktif tutum almaktadır. Halen yeni başvuruda bulunacak mültecilerin telefonlarına el konularak burada bulunan kayıtların incelenmesi ve internet haberleşmelerinin kontrol edilmesi için yasa önerisi parlamento önünde bulunmaktadır. Bu önerinin Haziran ayında oylamaya sunulması beklenmektedir.

İsviçre diğer devletler gibi sürekli olarak göçmenlerin haklarını kısıtlayan bir yönelim içinde bulunmaktadır. Bu yönelim birlikte mücadele ile tersine çevrilmediğinde sürekli olarak benzeri kısıtlamaların gündeme getirilmesi kaçınılmazdır.

Göçmenlerin hayatları her geçen gün çıkarılan yeni yasalarla daha bir zorlaştırılıyor. Bir hukukçu ve insan hakları aktivisti olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Göçmenlik dünyamızın bir gerçekliği. Sadece bugüne ait bir gerçeklik de değil. Binlerce yıldır insanlar hayatta kalmak, hayatlarını daha kaliteli ve uygun bir şekilde sürdürmek, aile birleşimini gerçekleştirmek ya da aile kurmak için ve daha birçok sebeple göç ediyorlar. Siyasi mülteciler, farklı nedenlerle ayrımcılığa ve tehditlere maruz kaldıkları için ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar da göçmenler arasında yer alıyor. 


Göçebilmek, göçülen yerde eşit ve temel haklara sahip bir şekilde yaşama hakkına sahip olma hakkının bir anlayış olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Hannah Arendt’e göre ulus-devletlerden oluşan bir dünyada vatandaşlığa bağlı haklar dışında bir hak sahasının bulunmaması, vatandaşlığın kaybı ile insan haklarının da kaybedilmesi kabul edilmemelidir. İnsanlığın yaşadığı deneyimler bu sistemin insanlık için bir felaket, zulüm olduğunu açığa çıkarmıştır.
Günümüzde bir devletin vatandaşı olan insanların bile temel insan hakları çoğu kez ellerinden alındığı, yok sayıldığı, ihlal edildiği bir gerçeklik iken vatandaş olmayanların, yani göçmenlerin durumlarının çok daha olumsuz ve katlanılmaz bir seviyede olduğu açıktır. 


İnsanların insan oldukları için değil vatandaş oldukları için bazı haklara dünyada ayrımcılık, hak yoksunluğu, eşitsizlik ve değersizleştirme vardır.
Ama insanlık bunu hak etmemektedir. Göçmenlerin asgari olarak vatandaşların sahip oldukları haklara sahip olma hakkı bulunmalıdır. İnsanlık, insanca yaşam bunu gerektirmektedir.

Cenevre Mülteciler Sözleşmesi eğitim, sosyal haklar gibi konularda mültecilerin vatandaşlarla eşit hakka sahip olması gerektiğini belirtmektedir. Bu olumludur ama yeterli değildir.

Madem ki insanız ve göçmenlik durumumuz nedeniyle belirli yerlerde yaşamak zorundayız o zaman temel haklara orada yaşayanlarla eşit bir şekilde sahip olmamız gerekmektedir.

Göçmenler için çıkarılan ayrımcı, hak kaybına yol açan yasalar, düzenlemeler bu anlamıyla tamamen reddedilmeli ve tüm haklara eşit bir şekilde sahip olacağımız bir yaşam mücadelesini tüm göçmen ve bulunduğumuz ülkenin ilerici kesimleri ile birlikte verebilmeliyiz.


PangeaKolektif olarak, ayırdığınız zaman ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.