Ana içeriğe atla
Görsel
seyhan Uludag'in fotografi

Fraunfeld İltica Kampında mülteci Seyhan Uludağ Direniyor

Bir insan için yaşamak neyi ifade eder? Nefes alıp verebilmek mi? Yemek yiyebilmek su içebilmek mi? Ya da hareket edebilmek mi? Evet bu saydıklarımız ve birçok başka şey İnsanın hayatta kalabilmesi için gereklidir. Fakat bu sıraladıklarımız diğer canlılar, bitkiler, hayvanlar içinde geçerlidir. Peki insanı diğer canlılardan ayıran özellikler nelerdir? Bu özellikler  olmasa, insan hayatta kalabilse de yaşayabilir mi? Elbette hayır. Yaşamak, sadece hayatta olmak, nefes alıp vermek değildir. Yaşamak, haysiyetli ve onurlu bir varoluşla mümkündür.


Peki haberimize böyle bir girişle neden başladık. Bugün İsviçre’de göçmenler yaşadıkları onur kırıcı, insanlık dışı muamelelere karşı seslerini yükseltiyorlar. Haklarını arıyorlar. Bu bazen bir oturma eylemiyle oluyor, bazen kitlesel gösterilerle, bazende açlık grevleriyle. Yaşanan uygulamalar karşısındaki eylem yöntemleri tartışılabilir. Doğru da bulunmayabilir.  Ama bu noktada asıl tartışılması gereken şey göçmenleri böylesine eylemlere yönelten sebepler, uygulamalardır. Göçmenler ne istemektedir? Onurlu ve haysiyetli bir yaşam.  Talepler , yöntemler ne olursa olsun eylemlerin amacının onurlu ve haysiyetli bir yaşam olduğu unutulmamalıdır. Bu eylemler aşağılanmalara, onur kırıcı uygulamalara, hak gasplarına karşıdır.


Yakın zamanda PangeaKolektifin’de bir parçası olduğu direnişler yaşandı. Önce Süleyman Karaaslan ardından Zeynel Danacı onurlu ve haysiyetli bir yaşam için direndiler ve taleplerini kabul ettirdiler. Onlar bu talepleri sadece kendileri için istemediler. Tüm göçmenler için direndiler. Göçmenlerin yaşadıklarını teşhir ettiler. Kazanımları ise tüm göçmen kitlesi göz önüne alındığında küçük ama önemli kazanımlardı.  Onlar herşeyden önce tek başına bile olunsa aşağılamaların, hak gasplarının karşısında direnilebileceğini, direnilmesi gerektiğini bir kez daha gösterdiler. Daha yolun çok başındayız. Ama birlikte başarılabilineceğine , her büyük kazanımın bu tarz küçük adımlarla başladığını biliyor ve inanıyoruz.


Şimdi de Seyhan Uludağ onurlu ve haysiyetli bir yaşam için direniyor. Kimdir Seyhan Uludağ. Ve onu bu direnişe iten sebepler nelerdir. Kısaca buna bir göz atalım.
Seyhan Türkiye’li politik bir mülteci. Türkiye’de yaşadığı baskı ve işkenceden kaynaklı 28 Eylül 2020 tarihinde İsviçre’ye gelmek zorunda kalmış. Fraunfeld kampında kalıyor.

 

Türkiye’de yaşadığı baskı ve işkenceden kaynaklı yaşadığı travma nedeniyle 4 ay  psikiyatri hastanesinde yatılı olarak tedavi görmüş. Halen ayakta tedavisi devam ediyor. Bu durumdan kaynaklı 5 ayrı ilaç kullanıyor. Haftada 1 gün psikolog görüşmesi oluyor, kötü geçirdiği bir gecenin sabahı uyanamıyor. (Uyku ilacı kullanmakta) Doktorunu telefonla arayarak  kötü  bir gece geçirdiğini ve uyanamadığını söylüyor. Doktor bu durumun normal olduğunu  ilaçların etkisinde kalabileceğini ifade ediyor. Doktor kamp yönetimini arayarak randevusuna gelemeyen hastasının durumu hakkında bilgisi olduğunu ve kamptan para talebinin olmadığını söyleyerek durumu anlatıyor. Fakat kamp yönetimi olay bu kadar açık olmasına ve  bunun doktor tarafından  ifade edilmesine rağmen  randevu günü Seyhan için  alınan  tren biletinin parasını Seyhan‘dan kesmek istiyor. Seyhan’ın  Avukatı kamp yönetimine, yaptıklarının  hukuksuz olduğunu ,hiç bir resmi dayanağı olmadığını , baskı ve cezalandırmadan vazgeçmeleri gerektiğini  söylemesine rağmen kamp yönetimi  tutumundan vazgeçmiyor. Aslında bu durum bize birçok kampta yaşananları , Süleyman’ın, Zeynel’in yaşadıklarını hatırlatıyor. Haklıda olsan hiçbir şeye itiraz edemeyecegini, yaşamla ilgili kararların senin değil  başka bir kişinin iki dudağı arasında olduğu gerçeğini gösteriyor. Hiçbir değerinin olmadığını , sözlerinin  kimse için bir anlam ifade etmeyeceği gerçeğini ortaya koyuyor. Göçmensen , köle olduğunu, efendinin yani kamp yönetiminin her şeyini kabul etmen gerektiğini ifade ediyor. Ama hayır . Bunu kabul etmiyoruz. Süleyman ve Zeynel kabul etmediler ve direndiler. Şimdide Seyhan kabul etmiyor. Ve bu durumu protesto etmek için 07.05.2021 tarihinden bu yana açlık grevi yapıyor. Burada Seyhan için  sorun para değil. Sorun Seyhan nezninde göçmenlere reva görülenler.

 

Göçmenlere karşı yapılan aşağılamalar. Kamp yönetimlerinin üstten bakan tehditkar tutumları.  Peki insan onurunu aşağılayıcı tutumlar sadece her şeyin cezalandırılmasında mı görülüyor? Elbette değil. Frauenfeld kampında neler oluyor? Bunu birkaç örnekle açıklayalım. 6 metrekarelik odalarda 4 kişi  yaşıyor. Bazı odalarda 2 kişi kalanlar var. Haftalık 84 CHF para veriliyor, bu para ile göçmenlerin  yaşamlarını sürdürmesi  gerekiyor. Kampta kalacağınız bir oda veriyorlar ama odanızın kapı anahtarını kaybetme ihtimaliniz olur diye sizden tedbir amaçlı 30 CHF para kesiyorlar. Kaybetmezsen ,oturum alırsan sana bu parayı vereceklerini söylüyorlar. Almanca kursu veriyorlar  ama sizden 30 CHF para kesiyorlar. Neden mi? Sınıflarda kaybolan araç ve gereçlerin önüne geçmek için (hırsızlık vb nedenlerle). Oldu ya insani bir durumdan kaynaklı  (hastalık, kadınların regl olması,moralsizlik,uyanamamak.v.b) derse giremediniz. 6 CHF paranız kesiliyor. Yani ceza tehditleri ile yaşam sürüyor. Bu tarz uygulamalar ve insanlık dışı koşullar sonucunda birçok kampta göçmenler intihar ediyor.

 

Basit olarak düşündüğümüzde ve sadece bu sıraladıklarımıza bile baktığımızda göçmenlere toplu olarak nasıl bakıldığını anlayabiliriz. Göçmenler hırsızlık yapacak, eşyasına sahip çıkmayacak insanlar olarak görülüyor. Göçmenlere böyle bakılıyor ve bunu kabul etmesi isteniyor. Neden peki? Çünkü onlara göre göçmenler hiçbirşey bilmeyen geri insanlar. Çalabilirler, eşyalarını kaybedebilirler. Peki böyle bir ihtimal yok mu? Elbette var. Hırsızlık yapan, ya da eşyalara önem vermeyen göçmenlerde çıkacaktır. Fakat bu durum İsviçreliler ya da diğerleri içinde geçerlidir. Buradaki sorun hırsızlık yapan ya da eşyalarına önem vermeyen kişilere yönelik bir tutum değil. Tüm göçmenlerin böyle değerlendirilmesidir. Ki bu insan onuruna yapılan bir saldırıdır.  Bu mantıkla tüm politikacıların ve kamu görevlilerinin mal varlıklarının bir bölümüne ipotek koymak gerekir. Şöyle ki: Politikacılar ve kamu görevlileri işleri gereği rüşvetle karşılaşabilme potansiyeli taşıyorlar. Alanlar oluyormu? Elbette oluyordur ve bu konuda ortaya çıkan birçok olay var. Bu durumda  göçmenlere uygulanan mantıkla, tüm politikacılar ve kamu görevlilerine potansiyel rüşvetçi gözüyle bakılıp buna uygun yöntemler uygulanmalı. Bu durum başka kesim ve meslekler içinde geçerli. Peki böyle bakılan ve ifade edilen bir kamu görevlisi kendisini nasıl hisseder. Ya da siz bu haberi okuyan okuyucular. Size böyle bakılsa ve buna göre uygulamalara maruz kalsanız kendinizi nasıl hissedersiniz?

 

Bu sorunun cevabı Seyhan’ın direniş sebebidir. Seyhan ve tüm direnenlerin yanında yer alalım.