Bu metni; profesyonel hayatı ve akademik birikimi, sadece hayatta kalabilmek adına ülkesinden kaçmak zorunda bırakılarak kesintiye uğratılmış bir kadın tarihçi ve eğitimci olarak kaleme alıyorum. Amacım sadece kendi hikâyemi anlatmak değil; benimle benzer hikâyeleri paylaşan pek çok kadının sessiz çığlığını duyurmak ve bu kolektif gerçeğe tanıklık etmektir. Ben Filiz; ve bu metin bireysel bir sığınma talebinin çok ötesinde, Türkiye’de sistematik bir boyuta ulaşan kadın kırımı (femicide) gerçeğini, kendi iltica sürecim üzerinden somut bir tanıklıkla ortaya koymaktadır.
Birinci bölümde göçmenlerin “Tom Amcalaşmaları”nın izini sürmeye çalıştım. Bu bölümde de aynı izlekte devam etmeye çalışacağım.
İkinci bölümün başlığını, insan evladının anlattığı bütün hikayelerin “anatomi kitabının” yazarı çok değerli Joseph Champel’den mülhem, “göçmenin araftaki (purgatory) sonsuz yolculuğu” olarak yazdım.
Böyle deneme tarzında ve fragmantal bir metin yazmak insanın kolayca “yoldan sapmasına” çanak tutan bir pratik.
Yazan : A. Halûk Ünal
Son sözümü bu kez baştan söylemek iyi olabilir. Okuyucuya da kolaylık.
Her göçmenin içinde iki “siyah” yaşar, biri Tom Amca, diğeri Malkolm X.
Hangisini beslerseniz ruhunuzu o ele geçirir.
Niye mi “siyah”? Çünkü artık, bütün göçmenler modern köleleriz.
Bunu, şu ana kadar hiç düşünmemiş olanlardansanız, bu tartışmayı daha sonra, eni konu yapmak üzere masanın bir köşesine bırakıyorum.
Her topluluk, kendi “düşmanı”na biat edene bir isim takar.
Yazan: Bayram Kaya*
Günümüzde Göç olgusu yalnızca ulus ötesi göç veren, göç alan ve transit ülkeleri değil, aynı zamanda insan düşüncesini, sosyal bilimleri ve felsefi düşünceyi de derinden etkileyip dönüştürmektedir. İnsan hareketliliğinin artışı, büyük demografik dönüşümler ve çok çeşitli toplumsal, politik ve ekonomik sonuçlar, benzeri görülmemiş bir ilgiyi göç olgusuna yöneltmiştir.