İtiyoruz gidiyor
“İtiyoruz gidiyor” diyorum soranlara.
Nasıl gidiyor, ne yapıyorsun, hayat nasıl?
İtiyoruz işte, gidiyor bir şekilde.
Aslında tam gitmiyor da… Durduğu yerde sürtünerek ilerliyor gibi. Eski tüplü televizyonlar vardı ya, yayın gidince üstüne iki tane vururdun. Görüntü bir gelir, bir daha giderdi. Bizim hayat biraz öyle. Arada bir umut geliyor, ekran renkleniyor. Sonra yine cızırtı.
İsviçre’de üçüncü yılım. N kimlikli bir mülteciyim. Araya bir de ret kararı sıkıştırdılar. Onun da üstünden bir yıl geçti. Hâlâ ses yok. İnsan bazen hayatının bir memurun masasındaki dosya kadar hareket etmesine şaşırıyor. Sen burada yaşlanıyorsun, dosya yer değiştirmiyor.
Evdeyim şimdi, kampa göre daha iyi. En azından gece biri horlayınca bütün bina sallanmıyor. Ama kamplarda yaşayan binlerce insan var. Aynı odada birbirinin dilini bilmeyen, travmasını bilmeyen insanlar. Birinin savaşı bitmiş oluyor, diğerinin yeni başlamış. Kimse tam uyuyamıyor zaten. Çünkü sabah gelecek şey alarm değil; mektup olabilir. Ret olabilir. Sınır dışı olabilir. Belki oturum. Mültecinin hayatı biraz piyango gibi ama büyük ikramiye çıkınca bile huzur vermiyor.
Çünkü sonra başka bir şey başlıyor: göçmenlik.
Bu dünyanın neresine gidersen git, göçmen olmak biraz “misafirliğin uzaması” gibi yaşanıyor. İlk gün çay veriyorlar, üçüncü yılda hâlâ neden gitmediğine bakıyorlar. İnsan kendini bazen kapının yanında unutulmuş valiz gibi hissediyor.
Bazen öyle anlar oluyor ki hiçbir şey yapamıyorsun. Boş boş duvara bakıyorsun. Hayat pause tuşunda kalmış gibi. Sonra bir anda içinden bir heves geçiyor. Yazı yazıyorsun, yürüyüşe gidiyorsun, bir kahve içiyorsun, dünyayı değiştirecekmişsin gibi geliyor. Ertesi gün çöpü çıkarmaya bile üşeniyorsun.
O yüzden “yaşıyoruz” diyemiyorum pek. Fazla iddialı geliyor.
“İtiyoruz gidiyor” daha doğru.
Benzini bitmiş arabayı yokuşta vurdurarak çalıştırmaya çalışmak gibi. Motor bir an alıyor gibi oluyor, sonra tekrar susuyor. İnsan bazen kendini kendi elleriyle çalıştırıyor. Kahveyle, telefonla, bir arkadaş sesiyle, memleketten gelen kötü bir haberle, iyi bir haberle… Ne bulursa artık.
Ama galiba mesele tam da burada.
Gitmiyor dediğin hayat bile bir şekilde gidiyor.
İnsan alışmıyor belki ama taşımayı öğreniyor.
Yine de “enseyi karartmamak” lazım. Çünkü başka çaremiz yok. Hayat bazen insanı durduğu yerde yoruyor ama yine de sabah kalkıp devam etmek gerekiyor. Belki büyük büyük umutlarla değil ama küçük inadımızla. Bir kahveyle, bir yazıyla, bir dost sesiyle… Bir şekilde yeniden çalıştırıyoruz kendimizi. Çünkü mücadele bazen dünyayı değiştirmek değil, bugün de vazgeçmemektir.
Mehmet Murat Yıldırım