Ana içeriğe atla
Görsel
Basın Toplantısından bir fotoğraf

#StopDublinGreece Basın Toplantısı Gerçekleşti

9 Şubat 2025, Bern – İsviçre’nin Bern kentinde, #StopDublinGreece girişimi tarafından düzenlenen basın toplantısında, İsviçre’nin Dublin Anlaşması kapsamında mültecileri Yunanistan’a zorla geri göndermesine karşı çıkıldı. PangeaKolektif’in de destekçileri arasında yer aldığı etkinlikte, mültecilerin insan hakları ihlallerine maruz kaldığına dikkat çekildi ve bu politikanın derhal durdurulması çağrısı yapıldı.

Basın Toplantısında Okunan #StopDublinGreece Açıklaması

"YUNANİSTAN DUBLİN KARARLARI İPTAL EDİLSİN! 
YUNANİSTAN DUBLİNİ DURDURULSUN! 
STOP DUBLIN GREECE!
 

Bizler, ülkelerimizi düşüncelerimiz, inancımız, kimliğimiz nedeniyle maruz kaldığımız baskılar, tehditler ve şiddet yüzünden terk etmek zorunda kalan sığınmacılarız. Can güvenliğimiz için güvenli bir ülkeye sığınma hakkımız vardır. Ancak, Avrupa Birliği’nin sınır koruma politikaları ve göçmen karşıtı uygulamaları nedeniyle son derece tehlikeli yolları aşarak, türlü zorluklarla İsviçre’ye ulaşmayı başardık. Şimdi ise İsviçre, Dublin Anlaşması’nı gerekçe göstererek bizi Yunanistan’a geri göndermek istiyor. İşte bu nedenle bugün burada toplandık ve kamuoyunu bu hukuksuzluğa karşı duyarlılığa çağırıyoruz.
 

Yunanistan’a ulaşmak zorunda kalan sığınmacılar, burada insanlık dışı muamelelere maruz kalmaktadır. Yunanistan’ın mültecilere yönelik uygulamaları, uluslararası raporlarla da belgelenmiş olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından birçok kez kınanmıştır. Göçmenler, Yunanistan’da işkenceye, kötü muameleye, keyfi tutuklamalara ve geri itmelere maruz kalmaktadır. GDH Digital ve TR724 tarafından yapılan haberler, mültecilerin Yunanistan’da fiziksel şiddet, cinsel taciz ve sistematik hak ihlallerine uğradığını ortaya koymaktadır.
 

İsviçre Federal Göçmen Bürosu (FOM), 26 Ocak 2011 tarihli basın açıklamasında “Yunanistan'daki durum Dublin prosedürünün uygulanmasında değişiklik yapılmasını gerektirmektedir” diyerek, bu ülkeye mülteci gönderilmemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 21 Ocak 2011 tarihli kararında da, Belçika ve Yunanistan’ın insan haklarını ihlal ettiği ve mültecilere adil bir sığınma prosedürü sunmadığı tespit edilmiştir. Peki, İsviçre 2011 yılında Yunanistan’a mülteci gönderme uygulamasını durdurmuşken, şimdi neden bu politikaya geri dönmüştür?
 

Bu değişikliğin, İsviçre ve Yunanistan arasında imzalanan göç iş birliği anlaşmalarıyla doğrudan bağlantısı olduğu açıktır. 14 Ekim 2022’de İsviçre, Yunanistan’a mültecilerle ilgili projeler için 40 milyon İsviçre Frangı tahsis ettiğini açıklamıştır. Bu iş birliği anlaşması kapsamında, Yunanistan İsviçre’den gelen sığınmacıları kabul etmeye başlamıştır. Nisan 2024’te iki ülke, bu iş birliği çerçevesinde göç alanındaki ulusal düzenlemelerde değişiklik yapmıştır. Ancak, Yunanistan’daki mültecilerin insan haklarına aykırı koşulları göz önüne alındığında, İsviçre’nin bu politikası kabul edilemez.
 

İsviçre’nin Dublin Anlaşması’nı uygulayarak bizleri Yunanistan’a zorla geri göndermesi, açık bir insan hakları ihlalidir. Yunanistan’da kötü muamele gören, işkenceye maruz kalan ve sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya olan birçok mültecinin tanıklıkları vardır. Basın toplantımızda, bu tanıklıklara yer verilecek ve Yunanistan’da yaşanan insan hakları ihlalleri bizzat mağdurlar tarafından anlatılacaktır.
 

OSAR’ın 2024 raporuna göre, Yunanistan’da uluslararası koruma statüsü tanınan kişiler ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. 2020 yılından itibaren, bu kişilerin konaklama imkanlarını en fazla 30 gün içinde terk etmeleri zorunlu hale getirilmiş, devlet desteği ya da finansal yardım sağlanmamaktadır. Bu durum, mültecileri evsiz ve temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getirmektedir. Ayrıca, iş gücü piyasasına erişimleri son derece sınırlıdır, kamu destek programları bulunmamaktadır ve sağlık sistemine kayıt için gerekli sosyal güvenlik numarasının alınması bürokratik engellere takılmaktadır. OSAR, Dublin III düzenlemesi ve geri kabul anlaşmaları kapsamında Yunanistan’a yapılan geri göndermelere karşı çıkmakta ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinin ihlal edilme riski bulunduğunu belirtmektedir (Kaynak: Refugee Council Switzerland, 2024).
 

Bununla birlikte, Ceren Züleyha Aybaya’nın yaşadığı olay, Yunanistan’daki mültecilerin karşılaştığı insan hakları ihlallerinin bir başka örneğidir. Aybaya, sığındığı Yunanistan’da şiddet, işkence ve tacize maruz kalmıştır. Kendi anlatımına göre, Yunan yetkililer tarafından kötü muameleye uğramış, tehdit edilmiş ve fiziksel şiddete maruz bırakılmıştır (Kaynak: TR724, 2024).
 

Aramızda yer alan arkadaşların anlatacakları benzer tanıklıklara açıklamamızdan sonra yer vereceğiz. 
 

Diğer yandan Yunanistan’ın Türkiye ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde, Türkiye’den kaçan mültecileri geri gönderdiği de bilinmektedir. Yunanistan’ın göçmenleri geri gönderme politikası, mültecilerin hayatını tehlikeye atmaktadır. Türk istihbarat birimlerinin mültecileri tehdit ettiği, kaçırdığı ve bazı durumlarda öldürdüğü raporlarla belgelenmiştir. Bu nedenle, İsviçre’nin bizi Yunanistan’a geri gönderme politikası, doğrudan hayatlarımızı riske atan bir uygulamadır.
 

Bizler, bu insan hakları ihlaline karşı şu taleplerde bulunuyoruz:
 

  • İsviçre, Yunanistan’a zorla geri gönderme uygulamalarına son vermelidir.
  • Dublin Anlaşması kapsamında sığınmacıların güvenli olmayan ülkelere iadesi durdurulmalıdır.
  • İsviçre hükümeti, uluslararası insan hakları sözleşmelerine uymalı ve sığınmacılara güvenli ve insan onuruna yakışır yaşam koşulları sağlamalıdır.
  • Yunanistan’ın mültecilere yönelik hak ihlalleri bağımsız kuruluşlar tarafından sürekli izlenmeli ve belgelenmelidir.
  • İsviçre kamuoyu, bu insan hakları ihlallerine karşı duyarlılık göstermeli ve hükümete baskı yapmalıdır.
     

Bizler sadece güvenli bir yaşam hakkı istiyoruz. İsviçre kamuoyunu ve basını, bu hukuksuzluğa karşı sesimizi duyurmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz.
 

#STOPDUBLINGREECE!"

Migrant Solidarity Network: “İsviçre, Yunanistan’daki Hak İhlallerine Ortak Oluyor”

Migrant Solidarity Network (MSN) temsilcisi, konuşmasında İsviçre’nin Yunanistan’a geri göndermeleri yoğunlaştırmasını sert bir şekilde eleştirdi:

 

“Yunanistan’da mülteciler, adalet sistemine erişemiyor, kötü muamele görüyor ve temel hizmetlerden mahrum bırakılıyor. Online randevu sisteminin yetersizliği nedeniyle aylarca belgelerini alamayan insanlar, sağlık hizmetlerine erişemiyor ve evsiz kalıyor. İsviçre’nin bu ihlallere ortak olması kabul edilemez.”

 

MSN, Yunanistan’ın Türkiye’yi güvenli üçüncü ülke olarak tanımlamasının büyük bir tehlike içerdiğini belirtti. İsviçre’nin Yunanistan’a gönderdiği mültecilerin Türkiye’ye geri itilme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı:

 

“Bu politikalar, mültecileri belirsizliğe, yoksulluğa ve şiddete mahkum ediyor. İsviçre devleti, Yunanistan’ın bu uygulamalarına göz yumarak bu insan hakları ihlallerine suç ortağı oluyor.”

 

"Yunanistan’a yapılan sınır dışılar bir yanlış anlama değil, bilinçli bir siyasi karardır. Yunanistan’daki sığınmacı sistemindeki sorunlar biliniyor. Yunanistan hükümetindeki sağcı durum da biliniyor. Yunanistan sınırındaki sistematik hatalar da biliniyor. Mevcut uygulamanın amacı, insanların İsviçre’ye sığınma başvurusunda bulunmasını engellemektir. Biz bunu doğrudan kurumsal ayrımcılık olarak görüyoruz. Bu durum, bir yandan da kurumsal siyasette, Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne uyumdan ziyade sınır dışı taleplerinin daha fazla ağırlık kazanmasından kaynaklanıyor. Öte yandan yetkililere de önemli rol düşüyor. SEM ve Federal İdari Mahkeme (BVGer) kendi çıkarları veya önleyici itaatle hareket ediyor ve eylem alanlarını çoğunlukla sığınmacılara karşı, sınır dışı etme ve tecrit etme amaçlı kullanıyor.

 

Bizim için mültecilerin hakları ve tanınması mücadelesi her zaman sağ kanattaki tüm kesimlere karşı bir mücadeledir . Mevcut sığınma ve sınır rejimi Sosyal Demokratlar tarafından yönetiliyor. SVP bir süredir parlamentoda tempoyu belirliyor. Ancak sıkılaştırma tedbirlerinin burjuva-sağ yelpazenin tamamında varılan bir uzlaşının sonucu olduğunu vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyoruz."

PangeaKolektif: “Dublin Sistemi İnsan Haklarına Aykırıdır”

PangeaKolektif olarak yaptığımız açıklamada , mültecilerin nesne değil özne olduğu bir mücadele için bir araya geldiğimiz bu anlamıyla #stopdublingreece öz inisiyatifinin çalışmalarını önemsediğimizi ve desteklediğimiz belirttik. Okunan metnin tamamı şu şekildedir.

 

"Değerli basın mensupları, dayanışma örgütleri ve mücadele arkadaşlarımız,
 

Bizler Pangea Kolektif olarak, mültecilerin yalnızca mağdur olarak değil, aynı zamanda kendi mücadelelerinin öznesi olarak seslerini yükseltebilecekleri bir alan yaratmayı amaçlıyoruz. Bugün burada, Yunanistan’a dublin gerekçesiyle zorla geri gönderme kararları özelinde İsviçre’nin de dahil olduğu Avrupa’nın mülteci politikalarına karşı sesimizi yükseltmek ve dayanışmayı büyütmek için bulunuyoruz.
 

Bugün Avrupa’nın göç ve sınır politikaları, mültecileri insan haklarından mahrum bırakmaktadır.
 

Yunanistan, mülteciler için güvenli bir ülke değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (21 Ocak 2011 tarihli karar)M.S.S. / Belçika ve Yunanistan davasında açıkça ortaya koyduğu gibi, mülteciler burada işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmaktadır. Mültecilere yönelik barınma, sağlık hizmetleri ve temel insani yardımlar sistematik olarak engellenmekte, uluslararası koruma yalnızca kâğıt üzerinde var olmaktadır.
 

Ayrıca, Tarakhel / İsviçre davasında da AİHM, Dublin Sistemi’ne taraf olan İsviçre’nin, başvurucuları kötü yaşam koşullarına sahip İtalya’daki tutulma kampına göndermesinin AİHS’nin 3. maddesine aykırı olduğuna hükmetmiştir. (4 Kasım 2014)
 

Bu kararlar doğrultusunda:
 

  • Dublin Sistemi’nin uygulanması, mültecileri insanlık dışı muameleye maruz
    bırakmaktadır.
  • İsviçre’nin mültecileri Yunanistan’a göndermesi, uluslararası insan hakları
    hukukuna ve AİHM içtihatlarına aykırıdır.
  • Mültecilerin zorla geri gönderilmesini durdurmak için İsviçre kamuoyunu ve
    dayanışma ağlarını harekete geçmeye çağırıyoruz.
  • Dublin Sistemi’nin dayattığı geri göndermeler insan haklarına aykırıdır. AİHM’nin kararlarında da belirtildiği gibi, mültecileri kötü muamele görecekleri ülkelere geri gönderen devletler, bu ihlallerin bir parçasıdır. İsviçre, Dublin Sistemi’ni uygulayarak Yunanistan’a geri gönderme kararları alan ülkelerden biridir. Ancak bu politikalar ne hukuki ne de ahlakidir!

Bugün buradan İsviçre kamuoyuna ve yerel dayanışma örgütlerine sesleniyoruz:
 

  • İsviçre devleti, mültecileri Yunanistan gibi insan haklarını ihlal eden ülkelere
    göndermeye son vermelidir.
  • Göçmenlerin haklarını savunmak için yerel ve uluslararası dayanışmayı
    güçlendirmeliyiz.
  • Eğer bugün insan hakları ihlalleri, mülteci düşmanı politikaların karşısında mültecilerin haklarını savunmazsak, yarın hepiniz için özgürlük ve adalet daha da zayıflayacaktır.
  • Irkçılık ve ayrımcı politikalar sadece mültecileri değil, herkesi tehdit etmektedir.
     

Bizler mülteciler olarak, Avrupa’nın sınırlarında hayatlarımızın pazarlık konusu edilmesine izin vermeyeceğiz! Yunanistan'da mültecilerin yaşadığı işkence ve taciz vakaları, zorla geri göndermelerin bir insanlık suçu olduğunu göstermektedir.
 

Bugün burada bir kez daha hatırlatıyoruz: Dayanışma sınır tanımaz! Mülteciler, kaderlerini devletlerin eline bırakmayacak! Hep birlikte, özgür ve onurlu bir yaşam için mücadele edeceğiz!

PangeaKolektif"

Basın Toplantısına Destek Veren Örgütler

Etkinlikte PangeaKolektif, Migrant Solidarity Network, Droit de Rester, Solidarités sans frontières, IDHF, IGIF, ATIK, ITIF, SYKP gibi çok sayıda göçmen dayanışma örgütü ve mülteci yer aldı.

 

Basın toplantısında mülteciler, Yunanistan’daki insan hakları ihlallerini ve zorla geri gönderilmelerin yol açtığı mağduriyetleri kendi tanıklıklarıyla anlattılar. Etkinliğin ardından, #StopDublinGreece kampanyasının devam edeceği ve İsviçre kamuoyunun bu insan hakları ihlallerine karşı harekete geçmesi için baskının artırılacağı duyuruldu.