Ana içeriğe atla
Görsel
10_milyon_isvicre

UDC’nin “10 Milyon İsviçre” Kampanyasına; Göç Düşmanlığına, Irkçılığa Hayır

İsviçre’de aşırı sağın başını çeken Union Démocratique du Centre(UDC) tarafından gündeme getirilen “10 milyon İsviçre’ye hayır” inisiyatifi, yalnızca bir nüfus politikası önerisi değildir. Bu kampanya, göçmenleri hedef alan, toplumsal sorunların sorumluluğunu sistemden alıp en kırılgan kesimlere yükleyen ve ırkçılığı kurumsallaştıran bir siyasal projedir.
 

Bu nedenle mesele yalnızca bu inisiyatife “hayır” demek değildir.
Mesele, bu tür girişimlerin dayandığı dünya görüşünü teşhir etmektir.

Göçmenler değil, sistem kriz üretiyor

UDC’nin iddiası şöyle: İsviçre’de yaşanan konut krizi, ücret baskısı, sağlık maliyetleri ve altyapı sorunlarının temel nedeni göç.
Bu iddia gerçeklikle değil, ideolojiyle ilgilidir.
 

Konut fiyatlarını yükseltenler göçmenler değil;
rant odaklı emlak politikalarıdır.
 

Ücretleri baskılayanlar göçmenler değil;
esnek ve güvencesiz çalışma rejimini dayatan işverenlerdir.
 

Sağlık sistemini krize sokan göç değil;
özelleştirme, sigorta lobileri ve kamusal yatırım eksikliğidir.
 

İklim krizi, betonlaşma sorunun sorumlusu göç değil;
kar hırsıyla aşırı üretim yapan kapitalizmdir.

Kısacası krizleri yaratan göç değil, krizi ve göçü yaratan kapitalizmin ta kendisidir.
Göçmenler bu krizlerin nedeni değil, aksine çoğu zaman ilk mağdurlarıdır.

Sayılarla siyaset: İnsanları “fazlalık” ilan etmek

“10 milyon” gibi bir sınır koymak, teknik bir düzenleme değil;
insanları sayılara indirgeme ve “fazla nüfus” olarak damgalama girişimidir.
 

Bu yaklaşımın anlamı şudur:

  • Kimlerin burada yaşayabileceğine siyasi olarak karar verilmesi
  • Bazı insanların “istenmeyen” ilan edilmesi
  • Hakların evrensel olmaktan çıkarılıp koşullu hale getirilmesi

Bu, göç yönetimi değil; açık bir ırkçı dışlama politikasıdır.

Göçmen düşmanlığı bir tesadüf değil, stratejidir

Bu kampanya yeni değil.
Aksine, onlarca yıldır inşa edilen bir siyasal hattın devamıdır:
 

  • Göçü tehdit olarak sun
  • Toplumsal korkuları büyüt
  • Krizin sorumluluğunu göçmenlere yükle
  • Dışlamayı “çözüm” olarak sun

Bu strateji yalnızca referandumu kazanmak için değil;
ırkçılığı büyüterek toplumu bölmek ve sınıf mücadelesini zayıflatmak için kullanılır.
 

Çünkü bölünmüş bir toplum daha kolay yönetilir.
 

Gerçek ayrım şudur:

  • emeğiyle yaşayanlar
  • emeği sömürenler

Göçmenleri hedef alan her söylem, bu gerçek ayrımı görünmez kılar.
Ve tam da bu yüzden sermaye için işlevseldir.

Göç: sorun değil, kapitalizmin kurucu parçası

Göç, UDC’nin iddia ettiği gibi dışsal bir “yük” değildir.
Göç, kapitalist sistemin işleyişinin merkezinde yer alır.
 

İnsanlar:

  • emperyalist savaşlar nedeniyle
  • ekonomik yıkım nedeniyle
  • mülksüzleştirme nedeniyle
  • iklim krizi nedeniyle
  • patriyarkal sistemin kadına yönelen şiddeti nedeniyle, 

ve kapitalizmin yarattığı daha nice sorunlar nedeniyle yerlerinden edilir.
 

Ama diğer yandan göçmen emeği;

  • ucuz emek gücü olarak değerlendirilir 
  • ekonomiyi ayakta tutar
  • kamu hizmetlerini mümkün kılar
  • emek piyasasını yeniden şekillendirir

Bu nedenle göçü sınırlamak değil, göçü üreten koşulları sorgulamak gerekir.

Emperyalist şiddet ve göçün gerçek nedenleri

Bugün göçü tartışırken, onu yaratan küresel koşulları görmezden gelmek mümkün değildir.
 

Dünyanın farklı bölgelerinde süren savaşlar, işgaller ve yıkım politikaları; milyonlarca insanı yerinden eden, yaşam alanlarını yok eden ve göçü zorunlu kılan temel dinamiklerdir. Filistin’de süren yıkım ve kitlesel katliamlar, Ukrayna’da devam eden savaş, Orta Doğu’da ve Afrika’nın birçok bölgesinde yıllardır süren askeri müdahaleler ve vekâlet savaşları; insanların “tercih ederek” değil, hayatta kalabilmek için göç etmek zorunda bırakıldığını açıkça göstermektedir.
 

Bu süreçlerde yalnızca askeri güçler değil, aynı zamanda küresel ekonomik ve politik aktörler de sorumludur. Silah ticareti, enerji politikaları, doğal kaynakların kontrolü ve jeopolitik çıkarlar uğruna yürütülen bu politikalar; bir yandan yıkımı derinleştirirken, diğer yandan milyonlarca insanı yerinden eder.
 

Dünyanın gözü önünde halkların kendi kaderini tayin hakkı gasp edilirken; şehirler bombalanırken, yaşam alanları yok edilirken ve insanlar ya öldürülür ya da yerinden edilirken; bu süreçlere doğrudan ya da dolaylı olarak destek verenlerin, aynı insanların “fazla” olduğu iddiasıyla göçünü engellemeye çalışması açık bir çelişkidir.
 

Daha açık söylemek gerekirse:
Göçü yaratan koşullara katkı sunanların,
o koşullardan kaçan insanlara kapıları kapatma hakkı yoktur.
 

Göç, bir “tercih” değil;
çoğu zaman hayatta kalmanın tek yoludur.
 

Bu nedenle göçü sınırlamaya yönelik her politika, yalnızca sonuçla uğraşmakta; sorunun kökenine dokunmamaktadır. Savaşlar, eşitsizlikler, mülksüzleştirme ve emperyalist müdahaleler sürdükçe göç hareketleri de sürecektir.
 

Gerçek bir çözüm, sınırları daha sert hale getirmekten değil;
insanları yerinden eden bu küresel adaletsizlik düzenine karşı mücadele etmekten geçer.

“Krizi” üreten, sonra yöneten siyaset

Aşırı sağın göç politikası çelişkili değildir, bilinçlidir:

  • önce hakları daraltır
  • sömürüyü arttırır
  • sonra sistemi işlemez hale getirir
  • ardından bu krizi gerekçe göstererek daha fazla baskı önerir

Bu bir kısır döngü değil, bir yönetim stratejisidir.

Bu girişim neden tehlikelidir?

Bu inisiyatif yalnızca göç politikası değildir.
Aynı zamanda:

  • uluslararası sözleşmelere saldırıdır
  • temel hakların ve özgürlüklerin gasp edilmesidir
  • hukukun seçici ve şartlı uygulanmasının önünü açar
  • sömürücü ve baskıcı sistemin meşrulaştırılmasıdır.

Tarih bize şunu gösterir:
Göçmen karşıtlığı, ırkçılık, “iç düşman” söylemi otoriter rejimlerin en temel giriş kapılarından biridir.

Bizim pozisyonumuz: Sınıf mücadelesi ekseninde anti-emperyalist, anti-kapitalist ve anti-faşist bir hat

PangeaKolektif olarak bizler:

Göçü bir “kriz” olarak değil,
kapitalist ve emperyalist düzenin yapısal bir sonucu olarak görüyoruz.

Mesele şudur:

  • herkes için eşit haklar
  • sınırların yarattığı hiyerarşilerin reddi
  • statüsüzlüğe karşı mücadele
  • sömürüye karşı ortak mücadele

UDC’nin kampanyası bir çözüm değil.
Bir yön saptırmadır.

Gerçek sorunları gizler, ırkçılığı büyütür, toplumu böler.

Biz buna karşı şunu söylüyoruz:

Aşırı sağ, her seferinde yeni kampanyalar ve referandumlarla aynı siyaseti yeniden üretmeye çalışıyor.
Göçmenleri hedef göstererek, korkuyu örgütleyerek ve toplumsal sorunların nedenlerini çarpıtarak ırkçılığı besliyor ve kurumsallaştırıyor.

Bu yüzden amaçları sorunları çözmek değildir.
Tam tersine, gerçek sorunları görünmez kılarak hedef şaşırtmak ve böylece kendi sömürü düzenlerinin devamını sağlamaktır.

Bizler bu siyasetin karşısında yalnızca tek tek kampanyalara tepki vermekle yetinemeyiz.

Asıl görevimiz:

  • ırkçılığa karşı mücadeleyi genişletmek,
  • savunmada kalan değil, politika üreten bir hat kurmak,
  • toplumsal sorunların gerçek nedenlerini açığa çıkarmak,
  • ve bu sorunlara eşitlikçi, kolektif çözümleri birlikte tartışmak ve örgütlemektir.

Bu mücadele, ancak farklı kesimlerin birlikte kuracağı bir ortak zeminde güçlenebilir.
Göçmenler bu mücadelenin dışında değil; tam da merkezinde yer alan öznelerden biridir.

 

PangeaKolektif