İsviçre Türkiye’ye geri gönderilen mültecilerin karşı karşıya olduğu riskleri küçümsüyor
OSAR, İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi tarafından yayımlanan rapor, Türkiye’ye dönen dokuz kişinin karşılaştığı gözaltı, tutukluluk ve ceza süreçlerini inceliyor. Raporun yazarları, İsviçre makamlarının Türkiye’deki ceza soruşturmalarından kaynaklanan riskleri yeterince kapsamlı değerlendirmediğini belirterek iltica ve geri gönderme uygulamalarının değiştirilmesini talep ediyor.
İsviçre Mülteci Yardım Örgütü (OSAR), İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği (JDS) ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi (ODAE-Suisse), Türkiye’ye geri dönen mültecilerin deneyimlerini ele alan bir rapor yayımladı. Araştırma, İsviçre’de iltica başvuruları reddedilen kişilerin Türkiye’ye döndükten sonra karşılaştıkları hukuki süreçleri ve bu süreçlerin yaşamları üzerindeki etkilerini inceliyor.
Raporun merkezinde, Türkiye’de haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunan kişilerin İsviçre’deki iltica başvurularının reddedilmesi ve dönüş sonrasında karşılaştıkları sonuçlar bulunuyor. Raporun yazarları, bu vakaların İsviçre makamlarının Türkiye’deki riskleri değerlendirme biçimine ilişkin önemli sorular ortaya çıkardığını belirtiyor.
Türkiye’ye dönen dokuz kişinin deneyimleri
Araştırma kapsamında toplam 14 vaka değerlendirildi; bunlardan dokuzu rapora dahil edildi. Yedi vaka ayrıntılı olarak belgelenirken iki vaka sınırlı dosya incelemesine dayanıyor.
Rapora göre, incelenen kişiler İsviçre’deki iltica başvurularının reddedilmesinin ardından Aralık 2024 ile Nisan 2026 arasında Türkiye’ye döndü veya geri gönderildi. Türkiye’ye dönüşlerinden sonra bazıları havaalanında gözaltına alındı, bazıları tutuklandı; haklarında ceza soruşturmaları ve kovuşturmaları yürütüldü. Bazı vakalarda adli kontrol tedbirleri ve mahkûmiyet kararları da söz konusu oldu.
Raporda, beş kişinin Türkiye’ye giriş sırasında durdurulduğu ve gözaltı, sorgulama veya adli makamlara sevk gibi işlemlerle karşılaştığı aktarılıyor. Bu kişilerden bazıları haftalar, bazıları ise aylar boyunca tutuklu kaldı. Diğer vakalarda ise dönüş sonrasında başlayan veya devam eden hukuki süreçler, kişilerin özgürlüğünü ve günlük yaşamını etkiledi.
Rapor, geri dönüş riskinin yalnızca ülkeye giriş anında ortaya çıkmadığına dikkat çekiyor. Devam eden soruşturmalar, yakalama kararları ve başka adli işlemler, dönüşten haftalar veya aylar sonra da gözaltı ve tutukluluk gibi sonuçlara yol açabiliyor.
Araştırmanın dikkat çektiği noktalardan biri, incelenen kişilerin Türkiye genelinde tanınan siyasi figürler olmaması. Rapor, daha sınırlı görünürlüğe sahip siyasi faaliyetlerin veya sosyal medya paylaşımlarının da ceza soruşturmalarına konu olabildiğini gösteren vakalara yer veriyor.
Sosyal medya paylaşımları ve siyasi faaliyetler
Raporda incelenen dosyalarda sosyal medya paylaşımları, siyasi eleştiriler, geçmişte yürütülen siyasi faaliyetler ve Kürt kültürel veya siyasi etkinliklerine katılım gibi unsurların ceza soruşturmalarında rol oynadığı belirtiliyor. Bazı dosyalarda “terör örgütü propagandası” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları yer alıyor.
Araştırmada, İsviçre’de gerçekleştirilen yasal bir gösteriye katılımın da Türkiye’de soruşturmaya konu olduğu bir vaka bulunuyor. Rapora göre, Avrupa’daki siyasi faaliyetlere ilişkin fotoğraflar, videolar, basın haberleri veya sosyal medya içerikleri, Türkiye’deki makamların kişilerin faaliyetleri hakkında bilgi edinmesinde kullanılabiliyor.
Raporun değerlendirmesine göre, kişinin siyasi açıdan ne kadar tanındığına veya faaliyetlerinin ne ölçüde görünür olduğuna odaklanmak, geri dönüş sonrasındaki riskleri anlamak için yeterli değil. Kürt kimliği, geçmiş siyasi faaliyetler, sosyal medya paylaşımları, aile geçmişi ve Avrupa’daki faaliyetler gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ceza süreçlerinin sonuçları yalnızca mahkûmiyetle sınırlı değil
Rapor, geri dönüş riskinin yalnızca kişinin kesinleşmiş bir hapis cezası alıp almayacağı üzerinden değerlendirilemeyeceğini savunuyor.
Devam eden soruşturmalar ve kovuşturmalar; gözaltı, tutukluluk, mahkemeye zorla getirilme, düzenli olarak karakola imza verme yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağı gibi sonuçlara yol açabiliyor. Bazı ceza süreçleri uzun yıllar boyunca devam edebiliyor.
Araştırmada, bu süreçlerin kişilerin yaşamları üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması gerektiği belirtiliyor. Uzun süreli belirsizlik, yeniden gözaltına alınma korkusu, hareket özgürlüğünün kısıtlanması, çalışma hayatının ve aile ilişkilerinin etkilenmesi, siyasi faaliyetlerden vazgeçme veya kendini sansürleme baskısı bu sonuçlar arasında sayılıyor.
Raporda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kararların da ele alındığı görülüyor. Raporun değerlendirmesine göre, bu tür kararlar her durumda hukuki ve kişisel baskının sona erdiği anlamına gelmiyor; denetim süresi ve yeni bir soruşturma ihtimali kişilerin yaşamlarını etkilemeye devam edebiliyor.
İsviçre’nin iltica değerlendirmelerine yönelik eleştiriler
OSAR ve rapor ortakları, İsviçre Devlet Göç Sekreterliği’nin (SEM) ve Federal İdare Mahkemesi’nin (TAF) Türkiye’deki ceza soruşturmalarının işleyişini ve olası sonuçlarını yeterince hesaba katmadığını savunuyor.
Eleştirilerin arka planında, Federal İdare Mahkemesi’nin 8 Kasım 2024 tarihli koordinasyon kararı bulunuyor. OSAR’ın değerlendirmesine göre bu karar, Türkiye’de ceza soruşturması bulunan kişilerin iltica başvurularına ilişkin daha kısıtlayıcı bir uygulamayı güçlendirdi.
Raporun yazarları, mevcut uygulamanın ceza davalarının muhtemel sonuçlarına ilişkin tahminlere fazla ağırlık verdiğini düşünüyor. Buna karşılık, soruşturmaların siyasi veya keyfî biçimde yürütülmesi ihtimalinin ve kişinin dönüş sonrasında karşılaşabileceği gerçek koşulların yeterince dikkate alınmadığını belirtiyorlar.
Rapora göre, Türkiye’deki ceza kanunlarının metnine veya suçlamanın resmî niteliğine bakılması tek başına yeterli değil. Soruşturmaların pratikte nasıl yürütüldüğü, yargı bağımsızlığına ilişkin sorunlar ve kişinin gözaltı ya da tutuklulukla karşılaşması halinde maruz kalabileceği koşullar da risk değerlendirmesine dahil edilmeli.
Bu nedenle rapor, her başvurunun bireysel koşullar içinde değerlendirilmesini ve farklı risk faktörlerinin birbirleriyle ilişkilerinin dikkate alınmasını öneriyor.
OSAR ve rapor ortakları ne talep ediyor?
OSAR, JDS ve ODAE-Suisse, raporda yer alan bulgular doğrultusunda İsviçre’nin Türkiye’ye ilişkin iltica ve geri gönderme uygulamalarının değiştirilmesini talep ediyor.
Rapor ortaklarının başlıca talepleri şöyle:
- İltica ve geri gönderme uygulaması değiştirilene kadar işlemler askıya alınmalı. Rapor ortakları, Türkiye’de ceza kovuşturması riski bulunan Türkiye kökenli başvurucuların iltica başvurularının reddedilmesi ve geri gönderilmesine yönelik uygulamanın durdurulmasını talep ediyor.
- Türkiye’deki ceza süreçleri daha kapsamlı değerlendirilmelidir. Soruşturmaların siyasi veya keyfî saiklerle yürütülmesi ihtimali ve kişilerin dönüş sonrasında karşılaşabileceği koşullar hesaba katılmalıdır.
- Risk değerlendirmesi tek bir unsura indirgenmemelidir. Kürt kimliği, geçmiş siyasi faaliyetler, devam eden soruşturmalar, sosyal medya paylaşımları, Avrupa’daki siyasi faaliyetler, aile geçmişi ve diğer ilgili koşullar birlikte değerlendirilmelidir.
- Ceza süreçlerinin bütün sonuçları dikkate alınmalıdır. Değerlendirme yalnızca kesinleşmiş bir hapis cezası alma ihtimaliyle sınırlı tutulmamalı; gözaltı, tutukluluk, adli kontrol, hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve uzun süreli hukuki belirsizlik de hesaba katılmalıdır.
- Yanlış risk değerlendirmelerinin sonuçları giderilmelidir. Rapor ortakları, dönüş sonrasında İsviçre makamlarının riski gerektiği gibi değerlendirmediği ortaya çıkarsa, ilgili kişilerin insani vizeyle gecikmeden İsviçre’ye dönebilmesini talep ediyor.
Rapor ayrıca, geri dönüş ve geri gönderme vakalarının sivil toplum tarafından sistematik biçimde izlenmesinin önemine dikkat çekiyor. Bu tür bir izleme, geri gönderme kararları verilirken yapılan risk değerlendirmelerinin dönüş sonrasında yaşananlarla ne ölçüde örtüştüğünün incelenmesine yardımcı olabilir.
Araştırmanın kapsamı ve sınırları
Rapor, somut vakalar üzerinden Türkiye’ye dönüş sonrasında ortaya çıkabilen hukuki ve pratik sonuçları belgeliyor. Bununla birlikte araştırmanın yazarları, incelenen kişi sayısının sınırlı olduğunu ve örneklemin istatistiksel olarak temsil edici olmadığını açıkça belirtiyor. Dolayısıyla bulgular, Türkiye’ye dönen veya geri gönderilen bütün kişilerin aynı sonuçlarla karşılaşacağı anlamına gelmiyor.
Bazı vakalarda kişilere veya avukatlarına ulaşılamaması, güvenlik kaygıları ve belgelerin sınırlı olması nedeniyle aynı düzeyde bilgi elde edilemedi. Kamuya açık raporda kişilerin kimlikleri anonimleştirildi ve güvenliklerini veya devam eden hukuki süreçlerini tehlikeye atabilecek bazı ayrıntılar çıkarıldı.
Raporun sonuç bölümünde, ana araştırmaya dahil edilemeyen ek vakalara da değiniliyor. Bunlardan birinde, Ağustos 2026’da iki çocuğuyla Türkiye’ye gönderilen Kürt bir annenin ülkeye girişinde gözaltına alındığı ve daha sonra 15 aylık çocuğuyla birlikte tutuklandığı aktarılıyor. Bu vaka, dokuz kişilik ana inceleme grubuna dahil değil; raporda ek bir vaka olarak ele alınıyor.
Kaynaklar:
- OSAR basın açıklaması: Türkiye – İsviçre mülteciler için riski küçümsüyor
- OSAR, JDS ve ODAE-Suisse ortak raporu: Documented post-return experiences
PangeaKolektif’in değerlendirmesi: Geri göndermeler durdurulmalı, sığınma hakkı korunmalı
OSAR ve rapor ortaklarının ortaya koyduğu bulgular, Türkiye’ye geri gönderilen kişilerin karşı karşıya kaldığı risklerin ve İsviçre’deki iltica değerlendirmelerinin sonuçlarının yeniden ele alınması gerektiğine işaret ediyor. PangeaKolektif olarak Stop Deportation Türkiye ittifakı içinde yürüttüğümüz çalışma da bu meseleyle doğrudan bağlantılı.
Bizim açımızdan mesele, yalnızca bazı iltica kararlarının hatalı olup olmadığıyla sınırlı değil. Bir kişinin iltica başvurusunun reddedilmesi ve geri gönderilmesi, yaşamı, özgürlüğü ve güvenliği üzerinde doğrudan sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle iltica dosyalarının adil, bireyselleştirilmiş ve güncel bilgiler ışığında değerlendirilmesi hayati önem taşıyor.
PangeaKolektif olarak, geri gönderme uygulamalarının İsviçre’nin kendi hukukunda ve uluslararası yükümlülüklerinde yer alan koruma güvencelerini aşındırabildiğini ve bazı durumlarda bu güvencelerle bağdaşmadığını düşünüyoruz. Bir kişinin Türkiye’de siyasi nedenlerle soruşturuluyor olması, sosyal medya paylaşımları nedeniyle suçlanması veya hakkında bir ceza dosyası bulunması, tek başına her vakada aynı sonucun doğacağı anlamına gelmez. Ancak bu unsurların risk değerlendirmesinde önemsiz sayılması da kabul edilemez.
Kişinin tanınmış bir siyasetçi olup olmadığına, suçlamanın ne kadar ağır görüldüğüne veya muhtemel cezanın ne kadar olabileceğine odaklanmak; gözaltı, tutukluluk, kötü muamele, uzun süreli adli kontrol ve psikolojik baskı gibi sonuçların gözden kaçmasına yol açabilir. Risk altında olduğuna ilişkin yeni bilgi veya kanıt ortaya çıkan kişilerin dosyaları yeniden ve kapsamlı biçimde değerlendirilmelidir. Değerlendirme, yalnızca muhtemel bir mahkûmiyetin veya hapis cezasının ağırlığına değil, kişinin dönüş sonrasında karşılaşabileceği bütün sonuçlara dayanmalıdır.
Geri gönderme uygulamalarının kendisi de ayrıca ele alınmalıdır. Zorla geri gönderme sırasında fiziksel güç, baskı, aşağılayıcı muamele veya istismar yaşandığına ilişkin iddialar bağımsız biçimde incelenmeli; insanların temel haklarını ve insan onurunu ihlal eden uygulamalar durdurulmalıdır. İdari bir karar, insan onurunu ve temel hakları göz ardı etmenin gerekçesi olamaz.
Stop Deportation Türkiye ittifakı içinde yürüttüğümüz çalışma, geri gönderme riski altındaki kişilerin durumlarını takip etmeyi, hukuki desteğe erişimlerini güçlendirmeyi ve geri gönderme politikasına karşı ortak bir toplumsal ve politik mücadele geliştirmeyi amaçlıyor. Mücadelemizi yalnızca tek tek dosyalara yapılan hukuki itirazlarla sınırlamıyoruz. Geri gönderme kararlarının nasıl alındığını, bu kararların hangi riskleri göz ardı ettiğini ve insanların yaşamlarında ne gibi sonuçlar doğurduğunu görünür kılmayı da önemsiyoruz.
Bizler için sığınma hakkı, yalnızca bir başvurunun usule uygun biçimde sonuçlandırılması meselesi değildir. İnsanların zulüm, baskı veya ciddi zarar görme riski karşısında korunabilmesini, güvenli bir yaşam kurabilmesini ve özgürce hareket edebilmesini ilgilendirir.
Kimsenin güvenliğini tehlikeye atacak biçimde geri gönderilmediği, her iltica dosyasının adil ve kapsamlı biçimde değerlendirildiği ve insanların hareket özgürlüğünün statülerine göre sınırlandırılmadığı bir dünya için mücadele ediyoruz. Geri göndermeler durdurulmalı; sığınma hakkı ve insan onuru korunmalıdır.
PangeaKolektif