Ana içeriğe atla
Görsel
Siyah beyaz fotoğrafta bir el, tel örgülü bir çitin üzerine dayanmış. Üstte “#Saha Değerlendirmesi” etiketi, altta “Geri gönderme kamplarında çocuk olmak: Korku, belirsizlik ve çocukluktan koparılan hayatlar” yazısı. Sağ altta Pangea Kolektif logosu.

Geri gönderme kamplarında çocuk olmak: Korku, belirsizlik ve çocukluktan koparılan hayatlar

PangeaKolektif’ten bir saha değerlendirmesi

 

 

 

İsviçre’de geri gönderilme tehdidi altında yaşayan çocuklar yalnızca sınır dışı edilme işlemlerinin değil, bu tehdidin gündelik hayatlarına yayılan etkilerinin de içinde büyüyor. Anne babalarının kelepçelenmesine tanık olmak, arkadaşlarını kaybetme korkusu, polis gördüğünde paniğe kapılmak, okullarından ve alıştıkları yaşamdan kopmak… Çocukların yaşadıkları, geri gönderme uygulamalarının etkilerinin işlem anıyla sınırlı olmadığını gösteriyor.

 

“Polis bizi almaya mı gelecek?”
“Annemle babamı götürecekler mi?”
 

Geri gönderme kamplarında yaşayan bazı çocukların gündelik hayatında bu soruların önemli bir yer tuttuğu aktarılıyor. Çocukların konuşmaları ve kaygıları, çoğu çocuğun gündeminde olması beklenen okul, arkadaşlıklar, oyunlar ve gelecek hayallerinden uzaklaşıyor. Oturum, başka bir yere nakledilme, sınır dışı edilme ve polisin yeniden gelip gelmeyeceği gibi konular, çocukların da hayatının bir parçasına dönüşüyor.
 

PangeaKolektif’in geri gönderilme kamplarında yaşayan insanlarla yaptığı görüşmelerde, kolektifin toplantılarında paylaşılan deneyimlerde, doğrudan gözlemlerde ve ailelerden gelen aktarımlarda farklı olaylar ve ortak sorunlar öne çıkıyor. Bu anlatımlar, çocukların yalnızca geri gönderilme işlemi sırasında yaşananlardan değil, sürekli bir belirsizlik içinde yaşamaktan da etkilendiğini gösteriyor.

Anne babalarının götürülmesine tanık olan çocuklar

Geri gönderme işlemleri sırasında çocukların anne babalarının zor kullanılarak götürülmesine tanık olduğu olaylar yaşanıyor. Kelepçelenen ebeveynler, polis müdahaleleri ve aile üyelerinin birbirinden ayrı tutulması çocukların güvenlik duygusunu doğrudan sarsıyor.
 

Fribourg’da Gürçay ailesinin geri gönderilme sürecinde yaşananlar, çocukların bu işlemler sırasında karşı karşıya kaldığı muameleyi kamuoyuna taşıyan örneklerden biri oldu. PangeaKolektif’in daha önce yayımladığı haberde, aileye yönelik işlem sırasında çocukların yaşadıkları ve çocuklardan birine yapılan üst araması gündeme getirildi. Ailenin yaşadıklarının ardından çocuklara yönelik muamele konusunda hukuki girişimlerde bulunuldu; konunun kantonal düzeyde de ele alınması için adımlar atıldı.
 

Başka olaylara ilişkin aktarımlarda da çocukların ebeveynlerinin kelepçelendiği, aile üyelerine güç kullanıldığı ve çocukların bu müdahalelere yakından tanık olduğu anlatılıyor. Bir aileye yönelik müdahalede babanın ve 18 yaşındaki oğlunun kelepçelendiği, annenin kapıyı açmak istememesi üzerine kolunun arkaya doğru çevrildiği ve kelepçelenerek götürüldüğü aktarılıyor. Evdeki diğer çocuklar da yaşananlara tanık oldu. Müdahalenin gerçekleştiği gün çocukların okula gidemediği belirtildi.
 

Bir başka olayda ise annesi götürülürken yanında bulunan küçük çocuklardan birinin önce annesinden ayrı bir şekilde araca taşındığı, diğer çocuğun ise annesinin elini tutarak onun götürülmesine tepki gösterdiği görüntülere ve aktarımlara yansıdı. Annesinin götürülüşüne tanık olan çocuğun çığlıkları, böyle bir işlemin çocuklar açısından ne anlama gelebileceğini ortaya koyuyor.
 

Bu örnekler birbirinden farklı olaylara ait. Ancak ortak bir soruyu gündeme getiriyor: Bir çocuk, anne ya da babasının kelepçelendiğini ve zor kullanılarak götürüldüğünü gördüğünde ne yaşıyor? O anda olup biteni nasıl anlamlandırıyor? Sonrasında kendisini ve ailesini güvende hissedebiliyor mu?

Polis görmek bile yeniden korkmak için yeterli

Zorla geri gönderme işlemlerine tanık olan çocukların yaşadığı korku, müdahale sona erdiğinde ortadan kalkmıyor. Kamplardan gelen aktarımlarda çocukların odalarında tek başlarına kalmak istemediği, anne ve babalarının sürekli yanlarında olmasını istediği ve polisin yeniden gelip gelmeyeceğini sordukları anlatılıyor. Bazı çocuklarda altına kaçırma gibi davranış değişikliklerinin de görüldüğü belirtiliyor.
 

Bu korku, kampın dışına da taşınıyor. Bir olaydan birkaç gün sonra okula gitmekte olan iki çocuğun, kamp yönüne doğru yürüyen biri kadın biri erkek iki polis memurunu görünce annelerini arayarak okula gitmeyeceklerini ve geri döneceklerini söyledikleri aktarılıyor. Çocuklar, polislerin kampa gelip birilerini götüreceğinden korkmuştu.
 

Çocukların bu tepkileri, polisle karşılaşmanın onlar açısından sıradan bir durum olmaktan çıkabildiğini gösteriyor. Üniforma, bir aracın kampa doğru gelmesi ya da polislerin görünmesi, daha önce yaşanan müdahaleyi ve anne babalarının götürülmesi ihtimalini yeniden hatırlatabiliyor.
 

Zorla geri gönderilme tehdidi böylece yalnızca belirli bir gün ve saatte gerçekleşen bir işlem olmaktan çıkıyor. Çocukların gündelik hareketlerini, okula gidip gitmeme kararlarını ve kendilerini güvende hissedip hissetmemelerini etkileyen sürekli bir kaygıya dönüşüyor.

Çocuklar arkadaşlarını korumaya çalışıyor

Kamp sakinlerinden gelen aktarımlarda, geri gönderilme riski altındaki ailelerin çocuklarının yalnızca kendi başlarına geleceklerden değil, arkadaşlarının götürülmesinden de korktukları görülüyor.
 

Bir müdahale sırasında bazı çocukların arkadaşlarını başka odalara götürerek yatakların altına sakladıkları, polislerin kampın arka kapısından girmesini engellemek amacıyla bisiklet kilitleriyle kapıyı kapatmaya çalıştıkları aktarılıyor. Çocuklar, arkadaşlarının götürülmesini önlemek için kendi imkânlarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyordu.
 

Bu davranışlar, çocukların yaşadıkları korkunun yanında arkadaşlık ilişkilerinin de ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Aynı yerde yaşayan, birlikte oyun oynayan ve okula giden çocuklar için bir arkadaşın geri gönderilmesi, yalnızca o ailenin ayrılması anlamına gelmiyor. Kendi hayatlarındaki bir ilişkinin bir anda sona ermesi ve benzer bir durumun kendi ailelerinin başına da gelebileceği korkusu anlamına geliyor.
 

Çocukların birbirlerini korumaya çalışması dayanışmanın bir ifadesi olarak görülebilir. Ancak aynı zamanda çocukların, kendilerini ve arkadaşlarını korumak gibi bir sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldığı koşulları da ortaya koyuyor.

Geri gönderme tehdidi yalnızca işlem anında yaşanmıyor

Çocukların hayatındaki sorunlar, polis müdahalesi ya da geri gönderilme işlemiyle başlamıyor ve bu işlemlerle sona ermiyor. Geri gönderilme kamplarına yerleştirilen çocuklar, kimi zaman daha önce yıllarca yaşadıkları evlerden, okullarından, öğretmenlerinden ve arkadaş çevrelerinden koparılıyor. Alıştıkları yaşamın bir anda değişmesi, belirsizlik ve güvencesizlik içinde yeni bir düzen kurmaya çalışmaları gerekiyor.
 

Kamplarda çocukların kendilerine ait bir alanı ve ev yaşamının sunduğu mahremiyeti bulmakta zorlandıkları aktarılıyor. Ortak kullanılan mutfaklar, sınırlı yaşam alanları ve kişisel alanın yokluğu yalnızca yetişkinlerin değil, çocukların da gündelik hayatını etkiliyor.
 

Bu durum, çocukların arkadaşlık ilişkilerine de yansıyor. Bazı çocuklar kamp koşulları nedeniyle arkadaşlarını evlerine davet edemiyor; yaşadıkları yeri anlatmaktan ya da arkadaşlarının bunu görmesinden utanabiliyor. Okulda bir çocuğa “Sizin eviniz yok, sizin eviniz yol kenarında” denildiği de aktarılıyor.
 

Bir çocuğun yaşadığı yerin, arkadaşları arasında aşağılanma konusu hâline gelmesi, barınma koşullarının sosyal ilişkilerde de iz bıraktığını gösteriyor. Çocuklar yalnızca uygun bir yaşam alanından yoksun kalmıyor; bu koşullar nedeniyle kendilerini diğer çocuklardan farklı, dışlanmış ya da mahcup hissedebiliyor.

Okulda da her çocuğun hayatına uyan sorular sorulmuyor

Kamplarda yaşayan çocukların karşılaştığı güçlükler eğitim alanında da devam ediyor. Daha önce düzenli okullara gitmiş, kendi sınıfında ve arkadaş çevresinde belirli bir düzene alışmış çocuklar, geri gönderilme kampına yerleştirildikten sonra eğitim hayatlarında kesintilerle karşılaşabiliyor.
 

Aktarımlara göre bazı çocuklar, farklı yaş ve eğitim seviyelerinden öğrencilerin bir arada bulunduğu karşılama sınıflarına yerleştiriliyor. Daha önce yıllarca normal bir okulda eğitim görmüş bir çocuğun, bir anda kendi sınıfından ve öğretmeninden koparılarak çok farklı yaşlardaki öğrencilerle aynı ortamda eğitim görmesi, kendisini bulunduğu yere ait hissetmesini zorlaştırabiliyor. Özellikle ergenlik çağındaki bazı çocukların bu sınıflara gitmek istemediği, seviyelerine uygun bir eğitim alamadıklarını düşündükleri ve durumdan utandıkları aktarılıyor.
 

Sorun yalnızca sınıf değişikliğiyle de sınırlı değil. Çocuklara okulda yöneltilen soruların bir kısmı, düzenli ve yerleşik bir ev yaşamına sahip oldukları varsayımına dayanıyor. Örneğin bir evde hangi eşyaların bulunduğu ya da çocukların evlerinde nasıl bir düzen olduğu sorulabiliyor. Oysa kamp yaşamında kendisine ait odası, yatağı ya da kişisel alanı olmayan bir çocuk için bu soruların yanıtı farklı. Çocuğun yaşadığı hayat, soruların varsaydığı hayatla örtüşmüyor.
 

Bu uyumsuzluk, çocukların kendilerini ifade etmelerini zorlaştırabiliyor. Bir yandan ev ve okul düzenleri değişirken diğer yandan çocuklardan, sanki hayatlarında böyle bir kesinti yaşanmamış gibi okul yaşamına uyum sağlamaları bekleniyor. Ebeveynlerin oturum statüsü ve içinde bulundukları koşullar, bazı çocukların mesleki eğitim olanaklarına erişimini de sınırlayabiliyor.
 

Çocukların gelişimi için yalnızca okula kayıtlı olmaları yeterli değil. Güvende hissedebilecekleri bir yaşam alanına, sürekliliği olan ilişkilere, ihtiyaçlarına uygun eğitime ve geleceklerini kurabilecekleri olanaklara da ihtiyaçları var.

Çocuklara eşlik edecek uzman desteği nerede?

Bütün bu deneyimler, çocukların yaşadıklarının yalnızca ailelerin geri gönderilme işlemi sırasında ele alınamayacağını gösteriyor. Anne babalarının kelepçelenmesine tanık olan, aile üyelerinin birbirinden ayrıldığını gören ya da arkadaşlarının bir daha geri dönmeyebileceği korkusunu yaşayan çocukların, yaşananları anlamlandırabilmek için desteğe ihtiyacı olabilir.
 

Buna rağmen çocukların ihtiyaçlarına uygun psikolojik desteğin her zaman kendiliğinden ve düzenli biçimde sağlanmadığı, ailelerin çoğu zaman bu desteği kendilerinin talep etmek zorunda kaldığı aktarılıyor. Bazı aileler çocukları için okul psikoloğuna, hemşireye ya da çocuk doktoruna başvurmak durumunda kalıyor.
 

Zorla geri gönderme işlemleri sırasında çocuklara ne olduğunu yaşlarına uygun bir dille açıklayacak, sorularını yanıtlayacak ve korkularıyla baş etmelerine yardımcı olacak bir pedagog ya da çocuk ruh sağlığı uzmanının bulunması da önemli bir ihtiyaç. Çocukların gözleri önünde anne babalarının kelepçelendiği ve zor kullanılarak götürüldüğü bir süreçte, çocuklara bu durumu açıklayacak ve onlara eşlik edecek bir uzmanın bulunmamasına ilişkin aktarımlar var. Pedagog desteğinin çok pahalı bulunduğuna ilişkin bir bilgi de paylaşılmış durumda.
 

Çocukların ruhsal iyilik hâlini korumaya yönelik desteğin maliyet gerekçesiyle geri planda kalması, bu süreçlerde çocukların ihtiyaçlarına ne ölçüde öncelik verildiği sorusunu gündeme getiriyor. Bir geri gönderme işleminin nasıl yürütüldüğü kadar, çocukların bu işlem sırasında ve sonrasında ne yaşadığı da dikkate alınmalı.

Çocukların yaşadıkları görünür olmalı

Geri gönderme kamplarında çocuk olmak, yalnızca sınır dışı edilme ihtimalinin yarattığı korkuyla yaşamak demek değil. Bu, her an anne babanın götürülmesinden endişe etmek, arkadaşını kaybetme ihtimaliyle yaşamak, evinde hissetmediği bir yerde büyümek, okulda kendisini anlatmakta zorlanmak ve geleceğini belirsizlik içinde kurmaya çalışmak anlamına da gelebiliyor.
 

Burada aktarılan olaylar farklı ailelere ve farklı deneyimlere ait. Bunlar tek başına bütün çocukların aynı şeyleri yaşadığını göstermiyor. Ancak kamp sakinlerinin anlatımları, doğrudan gözlemler ve ailelerden gelen aktarımlar birlikte ele alındığında, çocukların karşı karşıya kaldığı sorunların tek bir olaydan ibaret olmadığı açıkça görülüyor.
 

Gürçay ailesinin yaşadıklarının haberleştirilmesi ve çocuklara yönelik muamele konusunda hukuki girişimlerde bulunulması, bu deneyimlerin kamusal alanda tartışılması açısından önemli adımlardı. Fribourg’da çocukların geri gönderilme süreçlerinde yaşadıkları koşulların kantonal parlamentoda gündeme taşınmasına yönelik girişimimiz de aynı sorunun daha geniş biçimde ele alınması ihtiyacını ortaya koyuyor.
 

Çocukların haklarını korumak, yalnızca geri gönderme anında doğrudan zarar görüp görmediklerine bakmakla sınırlı olamaz. Ailelerinden ayrılma korkusu, polis müdahalelerine tanık olmanın etkileri, eğitimde yaşanan kesintiler, mahremiyet eksikliği ve psikolojik desteğe erişim de birlikte değerlendirilmelidir.
 

Çocukların ihtiyaçları, geri gönderme işlemi tamamlandıktan sonra hatırlanacak ikincil bir mesele değildir. Bu ihtiyaçların sürecin en başından itibaren dikkate alınması gerekir. Çünkü bir çocuk için anne babasının götürülmesine tanık olduğu birkaç saat ya da gün, sonrasında okuluna, arkadaşlıklarına ve gündelik yaşamına nasıl devam edeceğini de etkileyebilir. Çocukların yaşadıkları korku ve belirsizlik, bir işlemin tamamlanmasıyla kendiliğinden sona ermez.



PangeaKolektif